Pinned Metin2'nin Hikayesini Yazalım

This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

  • Metin2'nin Hikayesini Yazalım

    Merhaba arkadaşlar;

    Metin 2'nin herkes için farklı bir anlamı ve yeri olduğunu biliyoruz dedik ve sizlerden bunu bize göstermenizi isteyerek düzenlediğimiz yarışmamız için başvurular sona ermiştir.

    Yarışma şartlarına ve formatına uygun seçilen hikayler için oylama süresi ise an itibariyle başlamıştır.

    Oylama 30.03.2015 tarihinde saat 23:55 de sona erecektir.

    Hadi en güzel hikayeyi birlikte seçelim :)



  • Nasil Krallik ?

    Hikaye Sahibi: lGnggl
    Savascinin karisi ölmeden 3 gün önce köyleri lanetli ayilar basmisti. Köydeki bütün insanlar kaçişmaya baslamisti. Savascinin karisi bu lanetli ayilari öldürmek için kendini feda edercesine köylülerin kaçmasini sağladi fakat çok ağır yaralandi. Savascinin karisi beak-go ya giderek kendine bir iksir hazirlamasini istedi. Ama malesef lanetli ayilar beak-go nun butun iksirlerini kacirmisti. Lanetli ayilar imha`ya donduklerinde ordaki muhafizlari kandirmis ve tarlalarini calmak icin onlari oldurmustu. bu tarlalarin uzerine bitkileri ekerek lanetli ayilar dahada guclenmeye baslamislardi. Lanetli ayilar bir kez daha köye saldirmak icin yoka koyuldular. Onlerinde uc secenek vardi. Jinno, Chunjo ve Shinsoo. Ilk saldirilari Jinno`ya idi. Bu yuzden tekrar oraya saldirmak icin yola koyuldular. Ve sonunda jinnoya vardilar. Jinno halki bu sefer hazirliksiz degillerdi. Savascinin karisi lider konumuna gelmisti. Savasci ve karisi bu kralligi kontrok ediyor en ust seviyede koruyirlarsi. Simyaci bu iki lidere en ust seviyede simya hazirladi. Lanetli ayilar geldiklerinde onlari buyuk bir felaket bekliyordu. ve sonunda buyuk an gelmisti. Yarali olan savascinin karisi su anlik iyidi. Savas uzun sure devam etti. ve lanetli ayilar tarlalada ektikleri bitkilerle bir buyu hazirladilar. O buyu suydu. 2 secenek olacakti ya savascinin karisi ölür yada köy lanetlenir. Köylüler cok korkmustu ama savascinin karisi köyün gelecegi icin kendini feda etmeyi tercih etti derken savasci butun lanetli ayilari katletti fakat artik cok gecti savascinin karisi ölmüştü. Savasci imhada kalan yaratiklara gitmek icin yola koyuldu. savasci yoldayken surekli aklina karisi geliyordu. Gecirdikleri guzel anlar anilar. Bir keresinde balik tutarken suya dustuklerinde 2 kocaman yayin baliginin ayaklarina dolandiklarini dark etmislerdi ve o baliklar ikisinin aşkinin simgesi olmustu. Köyde yayin baligi avlamak yasaklanmisti. Savasci bunlari dusundukce daha da ofkeleniyor dahada parliyordu. Ve sonunda savasci imhaya adim atti. Fakat beyaz bayrakla gizlenmesi gerekiyordu cunku yaratiklar cok fazlaydi. Savasci hamlesini yapti tek tek yaratiklari olduruyordu derken yaratiklar savasciyi sıkıştirdi. aniden bir sey patladi. O ninjanin suikastiydi. Ninja savasciyi takip etmis ve kamufulajla surekli saklanmisti. Ortaya cikmak icin en uygun ani bekliyordu. Cunku savasci ninjanin gelmesini istemiyordu. Evet ninja savasciyi kurtardi. fakat savasci ninjayi yaninda istemedi cunku ninja daha gencti. Ama ninja gitmedi. Beraber lanetli ayilarin liderine dogru gittiler. Lideri koruyacak bir yaratik yoktu cunku hepsini oldurmuslerdi. Savasci lidere karim nerede dedi. Lider aynen sunu soyledi. Hey savasci hemen burayi terket senin karin öldü artik yok dedi. Savasci cok ofkelendi. Lidere bir teklif sundu. O teklif şuydu. karimi getir 1 kere goriyim beni al dedi savasci. Lider bu teklifi kabul etti. Savascinin karisi canlandi sadece biraz gorusebildiler ve sira savascinin olmesindeydi. Evet savasci oldu. Savascinin karisi savasciyi kollarinda imhadan cikardi ve bir gol kenarina goturdu. Yere koydu savasciyi. Bir yayin baligi tutarak savascinin yanina koydu. savascinin karisi savascinin yanina yatti. Elini tuttu. Yanagini operek savascinin karisi kendisini oldurdu. Köyluler savasciyla savascinin karisini ölü halde buldular ve köye getirdiler. Beak-go ikisi icin hemen bir iksir hazirladi. savasci ve karisi canlanmaya basladi bu bir mucizeydi. Canlandiklarinda hic bir sey hatirlamiyorlardi ve eskisinden daha mutlu yasamaya devam ettiler



  • Hikaye Sahibi: Komol
    Her şey Jinno adlı küçük bir dövüş eğitimi kasabasında başladı. Her kez kendi görevini yapıp dövüş sanatları konusunda eğitim alıyordu. Yarı insanlarla dolu kasabada barış ve sukûnet hakimdi. Ta ki ışınlayıcının karanlık deneyleri meyve vermeye başlayana dek… Işınlayıcının görevi yarı insanları Pyungmoo dan hasat şehri olan Bakraya ışınlamaktı. Fakat bu ona yetmedi. Yıllarca başka boyutların olabileceğini hayal edip durdu ve deneyler yaptı. En son deneyinde bunu başardı Seoyung vadisine bir pot açtı fakat bu başarının ülkeye karanlık ve kaos getireceğinden haberi yoktu. İlk açtığı port karanlık bir şeyi tetiklemişti. Köye gökten metin taşları yağmaya başladı hayvanlar çıldırmış gibiydi köye saldırmaya başladılar. Artık halk yeteneklerini barış ve sukûnet için değil savaş ve kaos için kullanmaya başlamıştı. Bunu fark eden köyün en yaşlı ve bilge adamı Uriel köyün önde gelenlerini topladı ve ışınlayıcının yargılanmasını istedi. Köy adeta ikiye ayrılmıştı. Yüzbaşı durumdan memnundu bu felaketler savaşçıları daha çok galyana getiriyor beceri ve seviyeleri artıyordu. Köy Gardiyanı ise hiç memnun değildi keza barışın bozulmasını hiç istemiyordu. Demirci, satıcı ve depocu durumdan çok memnundu işleri iyice artmıştı. Uriel olabilecekleri az çok tahmin ediyordu ve derhal buna son verilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu konuşmaları duyup hırsına kapılan Işınlayıcı durmadı olabildiğince çok boyut bulup kapılar açtı her kapının ardında kaos ve tehlike vardı.. Bu kapılar sadece canavarlar diyarlarına değil daha önce bilinmeyen diğer iki kırallık olan Chunjo ve Shinsooya açılıyordu. Böylece üç kırallık arasında kıyasıya bir savaş başladı. Metin taşlarından gizemli bir şekilde beceri kitapları ve ruh taşları çıkıyordu. Bunu kullanan yarı insanlar güçlendikçe egoları artıyor ve daha çok güçlenmek için yollar aramaya başlıyorlardı. Canavarlarla savaştıkça değerli ganimetler elde etmeye başladılar, savaş deneyimleri arttı, üstün silahlar elde ettiler. Bunları geliştirmenin yollarını buldular. 3 Kırallık kendi içinde de bölünmeye başlamıştı loncalar kuruldu ve kedi aralarında da savaşmaya başladılar. Köyün önde gelenleri durumu kabullendiler. Savaşçılarını en tehlikeli boyutlara gönderip bilgi topladılar böylece canavarların gücünü nereden aldığını öğrenip o gücu kendi savaşçılarının kullanabileceği hale getirdiler. Üç kırallık da bu çalışmaları sürdürdü. Bu işe en çok karşı çıkan Uriel bile en sağlam araştırmaları yaptı. Onlar için amaç kırallığı korumaktı. Fakat her şey için çok geçti savaş kaçınılmazdı. Karanlık güçlerin oyunu işe yaramış üç krallıkta kıyasıya bir savaş başlamıştı. Artık amaç ülkeyi yaratıklardan kurtarmak değil, en güçlünün kim olduğunu göstermekti……



  • Büyük Jinno İmparatorluğu

    Kullanıcı adı: Kimera
    İmparatorluğun Dağılışı Uzak doğunun en büyük imparatorluğu olan Jinno halkı barış ve refah içerisinde yaşıyorlardı. 3 büyük Tanrı kardeşe inanıyorlardı. Bu üç Büyük Tanrı Kardeşin 2 tanesini çok sevmelerine rağmen 3. kardeşten daha çok korkuyorlardı bu Tanrıların ismi, Yaradılışın Tanrıçası Bahar-Taraji erkek kardeşleri muhafaza tanrısı Baljit-Elvedin ile bozgun tanrısı Beran-Setaou. Bu olaydan çok rahatsız olan Beran-Setaou kız kardeşini öldürdü halk büyük üzüntü içersindeydiler bunu çok geç anlayan Beran-Setaou kendisini bir mağaraya kapatarak yer altı yaşamına hüküm etmeye başladı kız kardeşinin ölümü üzerine uzun bir süre yas tutan Baljit-Eldevin en sonunda Beran-Setaou'nun peşine düşmeye karar verdi mağarada yapılan büyük savaş sonrası Kardeşini öldüremeyen Baljit-Eldevin mağarayı mühürleyerek Beran-Setaou'nun dünyaya geçmesini engelledi. Dünya’ ya geçişi yasaklanan Beran-Setaou insanlardan ve kardeşinden intikam almak için elçisi olarak şeytani güçlere sahip iki sura gönderdi yıkım yavaş başladı... Yıkım Son İmparator artık yaşlanmıştı, bunu fırsat bilen sura’lar aralarında plan kurarak halk içinde huzursuzluk çıkarmaya başlamışlardı, insanların ayaklanması imparatorun saygınlığını zedeliyordu tepkiler git gide büyümeye başlamıştı imparator krallığının sonunun geleceğini anlayınca 3 çocuğunu da yanına çağırdı en büyük oğlu olan Ee-Ryoong çok güçlü ve asil bir savaşçıydı silahlarda çok deneyimliydi ama bir o kadar agresif ve savaş yanlısıydı babası ona şuan ki imparatorluğun başkenti olan yeri bırakmak istiyordu çünkü buranın halkını sakinleştire bilecek tek insan o idi, daha sonra Yoon-Young geldi bu oğlu yardımcı büyüler konusunda çok kabiliyetli bir şamandı ve şu anki başkentin baş şamanı idi, İmparatorluklarının en kutsal yeri olan batı tapınağını ona bıraktı, oranın halkını sadece Yoon-Young sakinleştire bilirdi ve son oğlu Yoon-Yoing idi ona ise ülkesinin ticaret kenti olan güney liman kentini bırakmıştı 3.oğlu ok ve bıçak konusunda çok deneyimli bir Ninja idi suikastler onun sayesinde gerçekleşirdi çok sessiz ve acımasızdı. Bunun üzerine babasının son isteğini kabul etti aradan biraz vakit geçmemişti ki Kral artık son nefesini vermişti imparatorluğun durumu hiçte iyi değildi isyanlar artmıştı, fakat Set ve Anuket henüz Beran-Setaou ' nun isteğini yerine getirememiştiler insan oğlunu ve yaşayan bütün her şeyi yok etmek ... Metin Taşlarının Gelişi Set ve Anuket tek başlarına artık yetersiz kaldıklarını düşündüler ve güçlerini birleştirerek karanlık büyü ve büyülü silah güçlerini kullanan binlerce şeytani sura meydana getirdiler ama bu yetersizdi çünkü iki güçlü sura da daha karanlık bir büyü olduğunu biliyor ve kardeşleri bir birine düşürmeye yeteceğinin farkında fakat o kadar güçlü büyüyü yapmaya ikisi de korkuyordu çünkü yanlış bir şey yaptıklarında sonsuza kadar ruhlar ve gerçek dünya arasında kalacaklarını biliyorlar yinede cesaretlerini topladılar ve milyonlarca şeytani ruhu içinde bulunduran metin taşlarını çağırmayı deneyeceklerdi ... Kardeşlerin planına göre imparatorluktaki isyan bastırılacak Ee-Ryoong tahta geçecek ve eski düzen tekrar sağlanılacaktı fakat bu o kadar kolay olmayacaktı... Suralar ise çoktan gereken her şeyi bulmuşlardı aine hazırdılar gereken sözler söylendi hava öğlen vaktinde kap karanlık olmuştu insanlar endişe içindeydi şimşekler çakıyor yıldırımlar düşüyordu, istenilen olmuştu gök yüzünden milyonlarca metin taşı düşüyordu yere düşen her metin taşı insanları, hayvanları hatta bitkileri bile zehirliyordu insanlar deliriyor hayvanlarsa vahşileşiyorlardı ancak çok güçlü dirençli savaşçılar ayakta kala bildi, Maalesef işartık çığırından çıkmış menfaatçilik artmıştı… bu sonun başlangıcı olmuştu...



  • Kullanıcı Adı: Ezgish
    Chunjo krallığında doğan bir şaman vardı. Bu şamanın adı Elsa idi. Elsa doğduktan sonra 9 yıl geçmişti. Babası Elsa doğman önce bir savaşta ölmüştü. Elsa annesiyle beraber yaşıyordu. Elsa bir gün annesiyle beraber çan çiçeği toplamak için vadiye gitmişti. Sonra annesi bir metin taşı gördü fakat korkmaması için Elsaya bahsetmemişti. Çünkü metin taşı felaketin habercisidir. Annesi acele etti ve Elsayı oradan uzaklaştırmaya çalıştı. Sonra Elsa kayalıkların arkasında çan çiçeği görmüştü ve koşarak toplamaya gitmişti. Annesi yorulduğu için biraz yavaşlamıştı. Elsanın annesine doğru ilerleyen kötü kalpli bir Jinno askeri vardı fakat o bunu fark edememişti. Asker okuyla annesini vurdu ve annesi yere yığılmıştı. Elsa bunu görünce şok olmuştu ağlayarak annesinin yanına koşmaya başladı. O sırada askerin kaçtığını görmüştü. Annesinin başında saatlerce ağladı. Sonra oradan geçen yardımsever bir Chunjo savaşçısı bunu gördü ve annesinin cesedini köye taşımasına yardım etti. Elsa annesinin cenazesinde hep o anı hatırladı o kötü kalpli askerin acımasız suratını ve bir söz verdi annesi için "İntikamını alacağım anneciğim". 20 yıl geçmişti. Elsa köyün en sevilen şamanı olmuştu herkese yardım ederdi. Köydeki yaralı askerlerin yaralarını iyileştirirdi. Elsa'nın bulunduğu loncadaki askerler Elsa'yı eğitmişti ve iyi bir savaşçı olmasını sağlamışlardı. Elsa yeni yetenekler öğrenmiş ve onları geliştirmişti. Elsa kendisi ve lonca arkadaşları için metin taşları ve yaratıklar keserek kendine ve arkadaşlarına iyi zırhlar ve silahlar yapmıştı. Böylece gerekli olan savunmaları vardı artık. Bir gün Elsa lonca lideri olarak seçilmişti. Elsa artık intikam vaktinin geldiğini düşünüyordu. Lonca arkadaşlarıyla beraber gizlenerek Jinno krallığına gittimişlerdi. Kendilerini belli etmemek için bir eşya satıcısıymış gibi davranıyorlardı. Sonra Elsa acımasız suratı gördü ve kendini daha fazla tutamıyordu arkadaşları onu sakinleştirmeye çalıştı. Acımazsız surat kendi halkına bile kötü davranıyordu. Sonra Elsa halkın yanına gidip onlarla birlik olmak için konuştu ve halk Elsa'nın yanındaydı. Acımasız surat korkmuştu kaçmak istedi. Fakat Elsa gök yüzünden şimşekleri çağırdı ve acımasız surat ölmüştü. Elsa "Bir daha kaçamazdın" dedi ve artık intikamını almıştı. Annesinin mezarına gidip "Artık huzurla uyumalısın anneciğim" dedi. Krallığına döndüğünde herkes çok neşelendi. Elsa için bir şenlik düzenlediler. Balıklar kızartıldı bütün köy halkı gelmişti ve hep beraber dans ediyorlardı. Elsa artık huzurluydu ve bu huzurun hiç bitmemesini diledi. Elsa yavaş yavaş bu mutluluğun içinde yürürken karşısına Teya adlı bir ninja çıktı ve bu ninja Elsa'ya olan aşkını itiraf etti. Bir süre sonra düğünleri oldu ve tüm krallık gelmişti bir sürü de hediyeler getirmişlerdi. Elsa ailesiyle krallığında mutlu bir yaşam sürdü.



  • Kullanıcı adı: Kao
    Uzun zaman önce başlamıştı aslında her şey. 3 imparatorluk tarafından yönetilen METİN2 isimli ülke diğer ülkelere göre çok farklı bir yapıya sahiptir. Ülke 45 şehirden oluşmaktaydı. Büyük şehir projesiyle 45 şehir birleştirilerek 12 büyük şehir yapıldı. Bu ülkelerde dil, din, ırk ve yaşam tarzı bakımından 3 farklı imparatorluk doğmuştur. Her imparatorlukta şehir sakinleri tarafından kurulmuş ve yönetilen loncalar bulunmaktadır. Loncaların kendilerine ait arazileri, barınakları ve görevlileri vardır. Loncalar bir çok alanda topluca hareket etmektedir ve kendi güçlerini kanıtlamak için diğer loncalarla savaş yaparlar. Bu ülkede güzel bir şekilde yaşamak için, para kazanılmalı ve güçlü olunmalıdır. Para kazanmak için bir çok kaynak bulunuyor. Bazı kişiler deniz ticaretine yönelmiştir. Bazıları ise şehirlerin etrafına dağılmış canavarları avlayarak bunlardan düşen değerli eşyaları ve paraları toplayarak geçimini sağlamaktadır. Canavalardan düşen bitkiler toplanarak ise daha güçlü olmak için çeşili özellikler veren iksirler yapılabiliyor. Çoğu canavar, öldürüldükten sonra kendini yenileyerek tekrar dirilir. Bu da canavarların bitmez bir kaynak olduğunu gösteriyor. Elde edilen eşyaları toplayarak bunları şehir meydanında pazarlarda satanlarda vardır. Bu pazarlar zaman içerisinde ticaretin olmazsa olmazı haline gelmiştir. Şehirlere gökyüzünden düşen ve içerisinden değerli eşyalar çıkan taşlar düşmektedir. Eşyaları elde etmek için taşlar yok edilmelidir. Bu taşlar ilk baştan beri tehlikeli olarak bilinmektedir. Şehir meydanında bulunan Demirci bir miktar para karşılığında eşyalarınızı daha iyi bir hale getirir. Işınlayıcı'ya giderek ise diğer şehirlere seyehat edilebilmektedir. Şehirlerde at çiftlikleri bulunmaktadır. At çiftliklerine Seyis bakar. Şehir sakinleri at çiftliklerine gidip at binmeyi öğrendikten sonra sertifika karşılığında at satın alabiliyor. Öğretmenler tarafından verilen sınıf dersleri sayesinde ise farklı özelliklere sahip beceriler öğrenilebilmektedir. İmparatorlukların bilgilerini ölçmek için özel günlerde bilgi yarışmaları yapılmaktadır. Sadece bu dünyaya ait olarak kumaşlarla yapılan kuşakları elde etmek oldukça zor. Sarı ve kırmızı renkte tasarlanmış ve ipek kumaştan yapılmış omuz kuşakları, soğuk havalara önlem amaçlı olarak yapılmıştır. Biyolog uzun süredir araştırma yaptığı gen aktarımını artık uygulamak istiyordu. Bunun için şehir merkezinde herkesi toplayarak toplantı yaptı. Toplantıda 4 farklı karakterden örnekler alacağını, bu örnekleri birleştirerek ise yeni bir tür karakter oluşturacağını söyledi. Uzun süren çalışmalar sonucunda Biyolog gen aktarımını tamamladı. Gen aktarımı sonucunda 4 farklı karakterden aldığı örnekleri birleştirerek yeni bir tür karakter oluşturdu. Şehir sakinleri bu karakterin ismininin Kurt Adam olacağını düşünüyordu. Fakat Biyolog bu karaktere Lycan ismini verdi.



  • Kullanıcı adı: alyamin
    Üç Krallık Yıllar önce ailesiyle yaşayan üç kardeş varmış. Bu kardeşlerin adları Jin, Chun ve Shin imiş. Bu üç kardeş çok fakir bir köyde yaşıyorlarmış. Fakat bu köyden insanlığın daha haberi yokmuş. Bu yüzden gelişememiş. Aslında orada yaşayanlar orayı köy olarak biliyorlarmış ama koskoca bir krallık olabilecek bir büyüklükteymiş. Üç kardeş biraz büyüdüklerinde eğitim almaya ve yeteneklerini geliştirmeye karar vermişler. Jin isimli kardeş karabüyü eğitimine, Chun zihinsel güç eğitimine, Shin ise uzak dövüş eğitimine başlamış. Üç kardeş hergün kendilerini geliştirmek için çabalarmış, kitaplarını yanlarına alırlar, bir araya gelirler ve okumak için deniz kıyısına giderlermiş. Kitaplarını bitirdikten sonra beraber balık tutar ve birbirlerine tavsiyeler verirlermiş. Sonra bu üç kardeş seyisten atlarını alıp bir geziye çıkmayı düşünmüşler. Kardeşler yola koyulmuş. Bir kaç gün kamp yapmışlar ve bir sürü tehlikeyle karşılaşmışlar fakat zaten hazırlıklılarmış. Yanlarına en iyi zırhları ve silahları almışlar. Karşılarına çıkan her türlü yaratıkla mücadele etmişler. Üç kardeş bir gün ilginç bir yaratıkla karşılaşmış fakat o aslında bir yaratık değilmiş, Lycan'mış. Lycan onları uyarmış ve dikkatli olmaları gerektiğini söylemiş. Çünkü metin taşları yağmaya başlamış. Zaten Lycan'ı da bu hale getiren metin taşlarıymış. Üç kardeş bunu duyar duymaz köylerinin yoluna düşmüşler. Köye vardıklarında köy perişan haldeymiş. Her tarafta kötülük saçan metin taşları ve bir çok hayatını kaybetmiş insan varmış. Kardeşler endişeli bir şekilde evlerine bakmışlar ve evlerinin yıkıldığını, anne ve babasının öldüğünü görmüşler. Bunu gören üç kardeş perişan olmuş. Fakat birbirlerine destek olup metin taşlarını kırmışlar. Kırdıklarında işlerine yarayacak bir sürü eşyaya sahip olmuşlar. Bu eşyaları geriye kalan köy halkına dağıtmışlar. Geriye kalan köy halkı onlara minnettar olmuş ve onları liderleri olarak seçmiş. Bu olayın ardından bir kaç yıl geçmiş ve köy halkı toparlanmış. Liderleri olan kardeşler büyük bir krallık kurmayı planlıyorlarmış. Ve bunu köy halkına duyurmuşlar. Bunu duyan köy halkı bunu kabul etmiş ve halkın güçlenip bir araya gelmesi için loncalar kurmuşlar. Kardeşler bir gün köyde gezintiye çıkmışlar. Deniz kenarından geçerken orada büyüleyici güzelliği olan bir kız görmüşler. Bu kız şaman Min' imiş. Şaman Min köyün iyilik meleği olarak tanınırmış. Üç kardeş şaman Min'e aşık olmuş. Her gün onu düşünür hale gelmişler. Sonra birbirlerine bu kızı anlatmaya başlamışlar. Birbirlerini güzelce dinleyip, konuşuyorlarmış ta ki aşık oldukları kızın aynı kişi olduğunu öğrenene kadar. Üç kardeş günlerce kendilerine kin beslemişler. Sonra planladıkları krallığı üçe bölmeye karar vermişler ve sevdikleri kız için aralarında düellolar yapmaya başlamışlar. Kardeşler düellolarda başarılı olmak için her gün kendilerini ve krallıklarını güçlendirmeye çalışıyorlarmış. Demircilerde en iyi zırhlar ve silahlar basılmış, kendi halklarının yeteneklerini geliştirmişler. Sonra aralarında olan bu düellolar savaşa dönüşmüş. Savaş başlamış. Savaşta Chun, Shin'i öldürmüş. Jin savaşta kurtulmayı başarmış. Krallığına döndüğünde şaman Min'in öldüğünü duymuş ve üzüntüden bir kaç hafta sonra Jin'de ölmüş. Böylelikle büyük üç krallık acı dolu bir hikaye ile oluşmuş. Jinno, Chunjo, Shinsoo...



  • Kullanıcı Adı: Levonidas
    Çok eskilerin hatırladığı, güneşin battığı yerde olduğu söylenen büyük bir krallık. Gücünden tüm dünyanın korktuğu bir krallık. Peki ya böylesine güçlü parlak bir krallık nasıl tek bayraktan 3'e bölündü. Nasıl bir kral tüm saygınlığını kaybedebilirdi ki ? 30 yıl önce son kral Me-Phan tüm kıta tarafından sevilen saygı duyulan bir kraldı. Bu krallığın 3 bölgesi bulunmaktaydı. Shinsoo,Chunjo ve Jinno. Hepsi birbiriyle uyum içerisindeydi. Ancak bu krallık açgözlü ve cimriydi. Bu Tanrıların hoşuna gitmemişti ve krallığı lanetlemek ve bir ders vermek istediler. Bu lanet çok ölümcül ve yıkıcı olacaktı. 5 Mayıs 1240'ta Chunjo'nun büyücüleri bölgedeki hayvanların ve insanların yavaşça agresif ve saldırgan olmaya başladıklarını gördüler. Shinsoo bölgesinde ise çevredeki hayvanların kervanlarına saldırmaya başladıklarını ve ciddi zayiat verdiklerini gördüler ve bu durumu krala ilettiler. Kral onların bu söylediklerini dikkate almadı ve halkı galeyana getirmeye çalıştıklarını düşünerek onları sarayından kovdu. Kralın oğlunun kontrolünde bulunan Jinno bölgesinde ise ordu bu duruma el atmaktan kaçındı. Ertesi gece bütün halk korkunç bir gürültüyle uyanarak korkunç an'a tanıklık ettiler. Gökten yağmur gibi yağan esrarengiz ve büyülü taşlar bütün hayvanları iyice çileden çıkartarak şehirlere köylere saldırmasına neden oldu. Ortalığı yıkıp geçen bu güç karşısında insanlar çok zorlanarak o gece kayıplar verdiler ve krallığın her yerinde isyanlar çıkmasına neden oldu. Halkın öfkesi daha önceden uyarılan kralın söylenenleri dikkate almaması ve felakete göz yummasıydı. Kral oğluna haber uçurarak orduyu toplayıp şehirlerdeki isyanı bastırmasını istedi ve bu halkı iyice çileden çıkardı. Orduya karşı çıkanlar ya esir alınıyordu ya da işkence ediliyordu. Bazıları ise krala ve düzene karşı isyan etmekten dolayı idam edildi. Chunjo bölgesindeki bazı gruplar örgütlenerek kralı tahttan indirmek istedi. Kralı tahttan indirip kendi liderlerini tahta çıkartarak kıtaya onlar hakim olmak istedi. Jinno ise askeri gücüyle kıtaya hakim olmak istedi. Bunları öğrenen shinsoo ise diğer bölgelere olan ticareti keserek kendilerince önlem aldılar. Durum iyice çıkılmaz bir hale gelmişti. İsyan dün geçtikçe krallığı içten parçalıyor ve dışarıdaki tehlike daha da kötü bir hal alıyordu.Onlara göre bu felaketin sorumlularından biri de Chunjo'lu büyücüler idi.Kral durumun ciddiyetini anlamaya başlamıştı. Böylece her bölgeden 3 temsilciyi huzuruna çağırdı. Divan'da işler beklenildiği gitmedi. Herkes birbirine çoktan düşman olmuştu. Taraflar uzlaşıp birleşmek yerine birbirine kılıçları çoktan çekmişti. Kral isyanın 9.gününde tahttan indirilerek sarayında idam edildi. Bunu öğrenen kralın oğlu büyük bir öfkeyle kan yemini etti ve ordusunu topladı. Chunjo ve Shinsoo'ya tüm gücüyle saldıracaktı. Diğer bölgeler çoktan silahlanmış ve savaşa hazırdı. 13 Mayıs 1240'ta adına sonradan Üç Yol Savaşı denilen savaş başladı. 2 hafta süren bu savaşın galibi olmamasına rağmen her taraf çok büyük kayıplar verdi. Dışarıdaki tehlike ise onları halen beklemekteydi. Böylece 3 tarafta bağımsızlığını ilan ederek ayrılmış oldular. Shinsoo'lular en çok kaybı veren taraf oldukları için bayraklarını kırmızı renk, Jinno'lular ise karada ve denizdeki askeri güçlerinden dolayı mavi renk, Chunjo'lular ise tekrar güçlenip krallığa hakim olacakları için güneşin rengi olan sarı rengi seçtiler. Böylece her krallık sadece kendisi için savaşmaya başladı. Tanrılar bu halkın açgözlü ve cimriliğinden vazgeçtikleri zaman laneti ortadan kaldıracaklarına dair karar verdiler.



  • Kullanıcı adı: SoosYeeTiq
    Bundan Yıllar, YIllar önce kocaman bir arazide sevgı içinde yaşayan bir krallık varmış. Her doğan karakter kendini geliştirmeye ve kendini keşfetmeye başlarmış. Köyde bulunan Esnaf ,sürekli bu karakterlere yeni doğanlara yardımcı olmaya çalışırmış. Şehir bekçisinin onlara verdiklerı görevlerini yapıp olası bir duruma karşı köylerını korumaya çalışırlarmış.Vadiye gezintiye çıkan 3 karakter şaman ninja ve savaşçı olmayacak bir şey görmüşler: ''BİR KAPI'' Bu zamana kadar kimse onlara o kapının varlığından bahsetmemişti . Belkide kimse yerini bilmiyordu. Peki bu kapı nereye gidiyordu? Ya kapının yanında duran kan taşı da neydi? Bir anahtar olabilir miydi? Ya kapının üzerinde yazan yazı da neydi Sürgün mağrası ne demekti? İçeride kımler vardı ? Savaşçı cesaretini toplayıp kan taşını alıp kapıyı açmaya çalışıordu ninja ve şaman engel olmaya çalışsada o bir savaşçıydı korkmakta neydi? Ve kapı açıldı, Bir sürü yaratık, ejderha ve büyücü... Savaşçı şaman ve ninja korku içinde çıkmaya çalıştılar ama artık imkansızdı. Kapı çoktan kapanmıştı. Büyücüler, ejderhalar ve kötü slotlar köye doğru yol aldılar. Köydeki karakterler ve yenı doğanlar bunlara karşı koymaya çalışsalarda başarısız oldular. Köy darma dağın olmuştu. Cadılar çoktan lanetlerını yaymaya başlamışlardı. Köy 3 kıtaya bölündü. Sürgün Mağarası'ndakı yaratıklardan başka kımse kalmamıştı. Cadılar büyüye başlamışlardı bile 3 krallıkta karakterler doğmaya başlıcak ve 3 krallıkdada aynı yüzler yer alıcaktı. Ve yenı doğanlar doğduklarından itibaren birer savaşçı gibi yaşıyıcaklardı. Kılıçlarının gücünü ve büyülerını düşman kıtalara göstermeye çalışıcaklardı. Her yenı doğan tek bır amaç için ilerliyordu. Yok et ya da öl! Her karakter bir cadının lanetını kolunda taşıyordu. Birer ejderha dövmesi... Artık huzur yoktu. Yıllar geçti 3 krallıktakı lanet yayıldı. Kımse bir şey sorgulamaz oldu . Taa ki IiremSuI adında bir şaman doğana kadar. Kimdi peki bu kız neden diğerlerinden farklıydı ? belkide lanetin işlemediği tek yeni doğan, o olabılır mıydı? İremsu büyümüştü rakipleri kadar güçlüydü. olanları anlamaya çalışıordu. Neden üç krallık? Neden savaş? Sorgulamaya Başladı. Köyde dolaşırken anıtlara denk geldı ve onları okuya bildiğini fark etti. Sürgün mağrasından bahsedıordu. Sürgün mağrasıda neydı ? Anıttaki ip uçlarını takip ettı bir çok anıt vardı. Tek Tek hepsini incelemeye başladı ve ortadakı tersliği anladı. İremsu , cadıların yaptığı lanetı, sürgün mağrasını haritasını ve bu lanetın nasıl kalkıcağını Keşfetmişti .Yapması gereken bir grup korkusuz savaşçıydı. İremsu kendı gibi cesaretli 7 kişi ile birlikte Sürgün mağrasına gitmeyı ve bu laneti bitirmeyi istiyordu. Her şey İremsu'nun planladığı gibi ilerliyordu. Ejder i öldürmeden bu lanet son bulmayacaktı . Ejder kapısına kadar sorunsuz gelen cesur grup canları pahasına ejdere meydan okuyorlardı... Yılmadan bu lanetten kurtulmanın cabası içerisine girdiler. Hayatlarının normale dönmesi sadece bir saatlik zamanda belli olacaktı ve bu bir saatlik kısmın neredeyse yarısından fazlası bitmişti. Ejderhadan kurtulmak için yemin eden İremsu ve arkadaşları son kez Toplanıp Yaşlı kadının onlara verdiği iksirleri- şebnemleri kullanarak ejderı öldürmeye çalıştılar ve mucizevi bir şekılde Ejderi yendıler . yaşlı kadının iksirleri işe yaradı. Ejderha artık yok du Lanet Çözülmüştü.. Ejderha katledildikten sonra İremsu ve kalan birkaç arkadaşı köylerine dağılıp civar köylere de mutlu haberi verdiler. Ejderha ile savaş sırasında sonsuza uğurlanan üç şehidin isimleri ise üç krallığın adını aldı..



  • Kullanıcı adı: 55LeesiN55
    Diğer gezegenlerin aksine hayat dolu bir yerdi Metin 2.İçinde insanların , tatlımı tatlı köpeklerin , güçlü kaplanların , sevimli ayıların gezegeniydi.Dostlukların bitmediği savaşın barınmadığı bir gezegendi.İçinde 3 dost ülkeyi barındırırdı bu gezegen.1. Jinho 2. Shinsoo 3. Chunjo. Her ülkenin kendine has 1 dili , bayrağı vardı. Normal 1 gündü. Gökten parlayarak Metin 2 ye yaklaşan cisimler vardı. Tüm krallıklar bir korkuya gömülmüştü. Ülkelerin herhangi bölgelerine taş yığınları düşüyordu. İşte bu kıyametin 1. adımıydı. Tanrıların gönderdiği bu cisimler metin olarak adlandırıldı. Hiç kimsenin dokunmaya bile yeltenmediği bu taşlardan heryere düşüyordu ve yok olmadan hafif bir duman ile dikili duruyordu. Kılıcını kuşanan 1 savaşçı artık dayanamamıştı ve taşın tepesine bir darbe indirmiş metini parçalamıştı. İçinde karma karışık yazılar bulunan bir kitap çıkmıştı. Uriele götürdüğünde bu bir beceri kitabı ve insanı gücün üstünde şeyler yazdığını söylemişti. O günden sonra herkes metinleri kırmaya başlamış hatta yeri geldiğinde insanlar metinleri paylaşamayıp birbirlerini öldürmüşlerdir. Artık dost olan 3 krallık birbirine savaş ilan etmiş doğanın dengesi bozulmuş insanlar daha güçlü olmanın sırlarını aramaya başlamıştır. Daha güçlü olmak için hayvanlar öldürülmüş , orkların dişleri sökülmüş , madenler kazılmış , ayıların safraları çıkartılmış derileri yüzülmüş , balıklar inciler uğruna tutulup öldürülmüş , piyadelerin shirkenleri çalınmış ... ve daha bir çok kötü şeyler. İnsanlığın bu tepkisi 2. Kıyametin sürecini hızlandırmış ve aradan fazla yıl geçmeden daha güçlü ve öldürücü canavarlar gelmeye başlamıştır. Normal yaratıklardan daha korkunç ve büyük bir dış görünüşe sahip olan bu canavarlara boss ( patron ) ismi verilmiş. İnsanlık bununda çözümünü fazla geçmeden bulmuştur. Birbirleri ile gruplar oluşturmuş bu ezeli düşmanlarına aynı anda saldırmışlardır. Neden mi ? Tabiki daha güçlü ve daha değerli eşyalar elde etmek için. İnsanlık çığrından çıkmıştı. Lonca denilen birlikler kurulmuş herkes zihniyetine göre arkadaşlıklar edinmeye başlamıştı. Tamamen bir savaş çağına girmişti Metin 2. İşte tanrının son oyunu 3. KIYAMET ( Mavi ejderha ) Lonca savaşlarının , hayvan ve boss kesimlerinin olduğu normal 1 günde sürgün mağarasında bir hareketlilik başlamıştı. Ejderha sesini andıran uğultular ve aynı derinlikte asker sesleri. Uriel 'e danıştıklarında ise Uriel şu sözleri söyledi. Mavi ejderha uyandı.Tüm insanlık silahını kuşanıp bu karanlıklar içindeki sürgün mağarasına koyuldu ama içerdeki kötülüklerden hiçbir haberleri yoktu.Daha ejderhaya bile ulaşamadan büyük kayıplar verdiler. Çok çaresiz kalmışlardı. Ama bu olanlar tüm insanlığı birbirlerine karşı savaşmadan birlik içinde 1 hedefe yönelmeyi öğretmişti bayrak ayrımı yapmadan. Tam öldüklerini düşündüklerinde pençeleri kana bulanmış 1 yardım geldi. Uriel tarafından uzak gezegenlerden gelen kurt adamlar insanlığın yardımına gelmişlerdi Mavi ejderhayı öldürmek için.Ve başarmışlardı insanlık ve kurtlar bir grup oluşturdular.Şamanlar hiç ara vermeden kutsadılar okçular okları bitene kadar yaylarını gerdiler suraların ateş hayaleti hiç sönmedi kurtlar pençelerini savaştan yoksun etmediler ve sonuçta kazandılar.Ama sonrasında olanlar tüm bu olayları geride bırakacak cinstendi.Ejderha öldükten sonra çok değerli eşyalar bulundu ve bencilliğin tekrar doğduğu insanlığın birbiri ile savaştığı o çağ tekrar aralandı.Ancak bu sefer yanlız değiller. Etrafta çok sinsi kurtlarda var...



  • Metin 2 - Uzak Doğunun Hikayesi

    Edit DenzeL// Multi hesap kullanımı ve oylamayı manipüle etme. Diskalifiye Kullanıcı adı: MaviSuskun
    Karanlık bir gün tek başıma başlıyorum yolculuğuma, Zor olanı değil imkansızı başarmak için, Burada olmak kaderimse kaderime boyun eğmemeliyim. Korkularım var ya başaramazsam !!!! Bilinmeyen bir dünya heryer ürkütücü taşdan duvarlar merhametsiz yaratıklar. Karanlığın gölgesinde nasıl yürüyeceğim ? Özgürlüğüm için karanlığı yenmeliyim. Benim gibi düşünen bir kaç savaşçıyız. hepimizin gözlerinde titrek korku, Konuşurken bile kısık seslerimiz üşüyor. Eskiden buralar böyle değildi, huzur aşk mutluluk kol gezerdi, Yeniden eskiye dönmek için savaşmaya ölmeye deymezmi ? Yaşadığımız yerin bir önemi yok kim olduğumuzunda, sadece karar vermeliydik herşeye yeniden başlamaya Geride korkan savaşçılarımız vardı, ama biz geriye dünüp bakmadık göz yaşlarımız geride kalanlara değil, sınırlarla yaşamak zorunda olanlara , onlar için bilinmezliğin yada güçsüz olmanın önemi yoktu, onlar içinde biz savaşmalıydık Bize sadece bilgeler dua etti , yüzümüze vuran rüzgar bile korkuyu getiriyordu sanki Karanlıkta kaybolmaktansa ışığı ararken ölmek istedik Köyden çıkdığımızda tek düşmanımızın sadece Beran Steo olmadığını gördük , Tüm shinso bizi bekliyordu geri dönemezdik , karla karışık karanlık akşamı bu savaşı kazanmıştık Kazanmanın sevincini kayıplar vererek kutlayamadık, kimseden tek bir kelime çıkmadı Hepimiz üzüntümüzü atlarımızı deli gibi sürerek dindirmek istedik. Dinlenmek için durduğumuzda hiç birimiz yüz yüze gelemedik, belkide gözyaşlarımızı göstermemek içindi bir diğerimizin umudunu kırmamak içindi. Karşıdan gelen yaralı chunjolular vardı, birbirimize baktık gözyaşlarımıza aldırmadan. Yardım etmeliydik, çünki bizimde onların yardımına ihtiyacımız vardı Bunun için doğduk ! Ellerimizde silahlarla ! Yerdeki zırhlarla, silahlarla aykırı ölümlerin sesini bastırmak için Umutsuzluk ve cesaretsizliğin çizdiği sınırları aşacağız ! Söylenecek başka ne kaldı? zaman sonuna geldi. Bizi tutan iplerden kurtulduk dünyayı korumak istiyoruz Yaşadığımız yer önemli değil,kim olduğumuzun da önemi yok. Hepimizi kuşatan sınırlar var. Bazılarımız bu sınırların içinde gönüllü olarak yaşarız. Bir kısmımız ise sınırlarla çevrili yaşamak zorunda kalır. Ancak bazı insanlar vardır ki, sınırları parçalayıp yok etme ihtiyacı duyar. O sınırların ne kadar korkutucu veya bilinmez olmasının önemi yoktur onlar için… Hepimizin yaşam biçimini belirleyen sınırların portresi çizilirken genç bir insanın bu sınırları parçalayıp yok etme cesareti ve gücünü kendisinde bulması çokmu zordu . Ya şimdi,ya da asla... kendimizle çarpışıyoruz Hayatta iki yol vardı korkarak yaşaman başarıya ulaşmak Bunların hangisini izleyeceğimize karar vermeliydik Hayatta kalmak için vereceğimiz mücadele başlıyor korkmayacağız.. İhtiyacımız olan tüm silahlarlara sahibiz. Kimlere böyle bir onur hediye edilebilirdi ki Bırak özgürlüğün şarkısı köpürsün... Terk edilmedik ! Yalnız değiliz !



  • Depocunun Günlüğü

    Kullanıcı adı: Bubbles
    Öncelikle ön yargılarınızdan arının ve depocunun günlüğü olur mu demeyin sakın. Hayır hayır bu günlükte depodaki itemlerinizin kayıtları da yok.Ne kavgalara ne aşklara ne konuşmalara şahit oldu bu hemen hemen her gün uğrayıp bir selam vermediğiniz hal hatır sormadığınız depocu abiniz.Bu adam 500 yanglarla nasıl geçinir diye hiç düşündünüz mü ? O kadar itemlerinizi sakladım bir çizik bile yapmadım ama siz bir hi bile demeyin.Bu adam burada dura dura göbek bağladı sizin için uğraştı bu hallere geldi.Yaşım geldi de geçiyor biriniz bile kiminle evlenecek bu adam diye düşünmediniz.Şimdi sizden arakladığım kutsama kağıtlarının üzerine bu yazıları yazıyorum.Beni dikkatlice dinleyin. Vaktiyle krallığımız parçalanıp 3’e ayrıldığında halkımız çok zor zamanlar geçirdik.O zamanlar küçük bir çocuktum.Aklım pek ermemişti olaya metin taşları tepemize tepemize yağıyordu.Lanetli hayvanlar evlerimizi köylerimizi basıyordu.Bir gün köprünün orda beyaz yeminli askerler beni yakalayıp komutanlarına götürdü.Öleceğimi hissettim içimden ejder tanrısına beni kurtarması için yalvardım ve gözlerimi sımsıkı kapattım.Gözlerimi açtığımda bir de ne göreyim.Ninja gibi çevik,savaşcı gibi saldırgan ve bir şaman kadar zarif bir kadın sanatsal bir çalışma yapar gibi yeminlileri oracıkta öldürdü.Hemen beni kaldırıp atının arkasına attı.Ben korkudan kendimden geçmiştim beni köye kadar getirdi.Benim gözlerim sımsıkı kapalıydı hala ölmediğime inanamıyordum.Korkmana gerek yok diyerek gülümsedi.O gülümseme hala hatırımda.Sonradan onu tekrar görebilmeyi çok istedim ama hiç göremedim.Sırf belki tekrar denk gelirim diye beyaz yeminlilerin oralarda dolaşmaya başladım.Fakat nafile hiçbir yerde yoktu.Bazen onu belki de gerçekte yoktur rüyada görmüşümdür diye bile düşündüm.Geçen yıllarla birlikte umudumda bitti.Küçük yaşta tattığım o duyguyu bir daha hiç tadamadım.Arkadaşım Soon bir kıza aşık olmuş sürekli ona şiirler yazıyordu.Kızlar böyle şeyleri severmiş.Belki onu bulabilsem sadece gülümsemesi için bile yüzlerce şiir yazabilirdim ona.Gözleri için şarkılar bestelerdim.Güzelliğini anlatmak için resimler çizerdim.Sevginin sonsuzluğunu tattırırdım ona. Köydeki huzursuzluk yerini sükunete bırakmıştı.Canavarlar artık eskisi kadar rahatsız etmiyordu.Eski mutlu hayatımıza dönmüş sayılırdık.Bir gün depoda işlerle uğraşırken bir yabancı geldi.Uzun yolculuğu onu yıpratmış olmalıydı.Yüzünde mutluluk verici bir endişe vardı.Depoyu kullanabilir miyim diye sordu.O an hayatımının ikinci karışık duygusunu yaşadım.Bu ses yıllarca hayalini duyduğum sesin ta kendisiydi.Yüzüne tekrar baktım…baktım…baktım.Yıllar onu hiç yıpratmamış sanki.Karışık duygular bir an beni sardı kendimden geçtim.Bu sefer farklı bir ses ile irkildim.Soon ilerden bağırarak bize doğru geliyordu.Hoşgeldin Aranyo ! diyerek sevinçle ona sarıldı.Onun adını ilk defa başkasının ağzında duymak nasip olmuştu.Mutluluk ve acıyı art arda tattım.İçimdeki çığlığı susturarak konuşmaya çalıştım.Hani bir ihtimal olur ya diyerek sordum : Acaba siz tanışıyor musunuz ? Soon soruma gülerek cevap verdi.Sana bahsettiğim aklımı başımdan alan beni deli divane yapan kadın karşında dedi.Meğer sonradan öğrendim ki Aranyo farklı bir köyde yaşıyormuş.Soon ile bir gezi sırasında tanışmışlar.Soon’da ona tıpkı benim vurulduğum gibi vurulmuş.Sonunda onu ikna ederek bizim köyümüze getirmiş evleneceklermiş,düğünleri varmış. İlk önce aklıma kötü fikirler geldi.Soon’u öldürmek,Aranyo’u kaçırmak,yaşlı kadına ayrılmaları için muska yazdırmak… Hiç birini yapamadım sessizce izledim.Geceleri kızıl ormanda Sarhoşla takıldık.Küfrettim kaderime,sitem ettim hayatıma ama yine bir şey yapmadım.Yıllar Soon ve Aranyo’yu çok değiştirdi.Sevgisinden ölen adam karısını terk etti.Yılların eskitemeyeceği güzellik Soon’un yaptıkları karşısında ezildi.Aşka olan inancını yitirdi.Artık Aranyo’nun mutsuzluğuna bir son vermek istiyorum.Bunun için sizden yardım istiyorum.Para lazım şu 500 yangları 1000 yang yapsanız sevinirim hihihihi :D Esen kalın :)



  • Kullanıcı Adı: Meredith
    Önündeki uçsuz bucaksız vadiye bakarken evini ne kadar özlediğini farketti Meredith. Ona arkadaşlık eden hizmetlileri, hediyeler getiren tüccarları, ailesini ve ona her gece hikayeler anlatan dadıları… Saraydan ayrılmadan önce anlattıkları son hikayeyi hatırladı. 3 imparatorluğun nasıl oluştuğunu anlatmıştı. Bundan birkaç yüzyıl önce kıta tek bir krallık halindeymiş. Herkesin sevdiği Kral Mera-Han krallığını huzurla ve barışla yönetirmiş. Fakat günün birinde gökten ne olduğu belirsiz, ışık saçan taşlar yeryüzüne inmiş ve herşey o zaman başlamış. Taşların inmesinden kısa bir vakit sonra taşlar yeryüzüne korkunç canavarlar, iblisler getirmiş ve bu yaratıklar kıtaya büyük zarar vermeye başlamış. Kral Mera-Han buna bir son vermek için bir ordu kurmuş fakat girilen mücadele sonucunda şehit düşmüş. Bir süre sonra vahşi yaratıklara karşı yapılan savaş kazanılsada taht boş kalınca halk günden güne birbirinden kopmuş ve aralarında anlaşmazlıklar başlamış. Kimileri metin taşlarının tanrının bir lütfu olduğunu ve onların kontrol edebileceğini savunmuş fakat bazıları da bunun bir saçmalık ve tanrılara karşı çıkmak olduğunu, metin taşlarının ve onların kontrol edilebileceğine inanan herkesin yok edilmesi gerektiğini söylemiş. Başta iki taraflı olan bu anlaşmazlık bir süre sonra farklı düşüncelerin ortaya çıkmasıyla şiddetini arttırmış ve uzun yıllar süren bir iç savaşa sebep olmuş. Binlerce masumun öldüğü, şehirlerin ve köylerin harap edildiği bir savaş döneminin ardından dört imparatorluk oluşmuş. Din ile yönetilen Chunjo, Ticaretin ve Bilimin hüküm sürdüğü Shinsoo, Askeri krallık Jinno ve genç kraliçe tarafından yönetilen Qaaro. Kıtanın dörde ayrılmasının ardından bir barış süreci yaşansada günün birinde Qaaro Kraliçesi Miana-Kun metin taşlarını ordusunun gücüne güç katmak için kullanmaya çalışınca metin taşları tekrar ölüm ve dehşet getirmeye başlamış. Bunu fark eden diğer krallıklar geçici bir ittifak kurarak Qaaroya karşı savaş açmış ve kraliçeyi yenerek krallığı üçe ayırmışlar. Qaaro krallığından kalanların bir kısmı diğer krallıklara katıldı bir kısmı ise çöllere, vadilere ve uzak dağlara kaçarak kendi kolonilerini kurdular bazılarının ise metin taşlarının etkisiyle farklı şeylere dönüştüğüne inanılır. Qaaro krallığının yıkılıp kraliçenin kötü planları gerçekleşmesede metin taşları dehşet saçmaya devam etmiş ve bir zamanlar birçok güzelliğe ev sahipliği yapan ormanları, vadileri, çölleri ve dağları tehlikeli canavarların dolandığı terk edilmiş yerler haline getirmiş. Kıtanın hikayelerdeki gibi huzurlu olduğu zamanları düşündü. Metin taşlarının, tehlikeli yaratıkların ve savaşın olmadığı barış dolu zamanları. Bunların hepsi geçmişte kalmıştı, kıta tarihinin tozlu sayfalarında…



  • Kullanıcı adı: manual52
    Hikayenin Başlamasıyla Birlikte Eski zamanlarda tüm kıtalar tek bir İmparatorluk olarak birleşmişmeye karar vermişlerdi . Halk İmparatorluk otoritesi altında barış içerisinde ve yardımlaşarak yaşıyorlardı. Büyük bir karallık vardı. 3 kardeş olan Shinsoo; Shinsoo Krallığı kıtanın güney kısmında yer alır. En önemli aktiviteleri ticarettir.Chunjo; Chunjo Krallığı kıtanın batı kısmında yerleşmiştir. Ruhsal liderleri tarafından kontrol edilen teokratik bir krallıktır. ve Jinno; Jinno Krallığı kıtanın doğu kısmında yer alır. Bu krallık askeri güce dayalı kurulmuştur ve halkı agresif ve savaşçıdır. Ülkeyi Barış ve Huzur içersinde yönetirlermeye çalışmışlardı. Ama şeytan Dünyayı ele geçirmek istiyordur.Ancak bir gün tehdit tehlikeli Bir Şekilde gökyüzünden devasa Metin Taşlarını yer yüzüne yağdırmaya Başladı. Taşların etkisi kıtanın sadece coğrafyasını ve iklimini etkilemekle kalmadı, aynı zamanda hayvanları da etkisi altına almıştı. Hayvanlar mutasyon geçirerek güçlü ölümcül, zalim,Kötü Niyetli ve çirkin canavarlara dönüştüler. Birçok ölümcül bir hastalığa yakalanıp öldüler ve tüm cezalandırılmış kıtaya yayılan ürpertici Hayvanlara , zombilere ve Canavarlara dönüştüler. Bu Üzerine Kıtalar Arasında Bir Endişe Yayıldı ve Bu yüzden Yaşamlarını Sürdüre bilmek için Cesaret alarak ordularıyla saldırıya geçmiş ama ejderha tanrısı şeytanı yenmiştir. Ama şeytan pes etmemiş birsüre sonra şeytan gücünü toplayıp çok güçlü bir büyü yapmış ve bir tohum ortaya çıkmıştır. O tohumun içinde şeytandan bile güçlü olan bir yaratık varmış ne kadar güçlü olsalarda yine aynı yenilgiye uğramamak için barış ülkesini bölmek istemiştir.Ama bölmeye çalışırken şeytanın tohumunu büyütmek için vakti olmuyormuş o yüzden birini bulmak istemiş hem halkın içinden birini seçceği için bölmek daha kolay olcakmış şehri bir büyüyle izlemiş ve 4 Cesaretli Savaşçıyı incelemiştir. Bu 4 Savaçcıdan Biri olan Savaşçıyı incelemiş ama onun sadece kas kuvveti olduğu için seçmemiş, Ninjada ona keza , Şaman ve Sura kalmış şamanda çok iyilk sever olduğu için seçmemiş, bir sura kalmış sura hem kas kuvveti varmış hem çok zekiymiş hemde halkla arası çok iyi değilmiş. Bu yüzden birgün sura yürürken şeytan surayla konuşmaya başlamış şeytan ona dünyayı birlikte yönetme vaadiyle kandırmış sura şeytanın tohumuna dokunduğunda eli bir canavar eline dönüşmüş sura korkmuş şeytan demiş ki bu canavar eli sana muazzam bir büyü gücü verdi artık çok güçlü bir büyücüsün bu büyülrle tohumu büyüteceksin demiş hiç kimsede bulamasın diye sürgün mağarası denilen mağarada büyütmeye başlamış sura büytürken şeytan ülkeyi bölmek için metin adı verilen büyülü taşları ülkenin heryanına atmış bu metinler hem canlıları kötü yapmış hemde insanları açgözlü yapıp bölmeyi başarmıştır. Ancak hala daha küçük Metin Taşları gökyüzünden düşmeye devam ediyor.Bu yüzden 3 kardeş bölünmüş ve adlarıyla 3 ülke kumuştur ejderha tanrısının bile bu lanet büyüsünü kıramamış bu yüzden sadece halkı birarada durmasını sağlamak için koruması altına almış ama halklar bu korumaya rağmen birarada duramamışlar ve bu korumayı yaptığı için ejderha tanrısıda gücünün çoğunu tüketmiş ve büyük bir savaş başlamıştır. Daha Sonra Bu Hikayeye Yeni Bir Savaşçı Olan Lycanlar, iri yarı kurt yaratıklardır. Çaresi olmayan bir virüse yakalanıp insan görünümlerini kaybederek yaratıklara dönüşmüşler.Tükenmeyen güçleri ve gelişmiş içgüdüleri sayesinde muazzam yakın dövüşcülerdir. Kavgadan kaçmazlar. Bu Yaşanan Savaşça Destek olmak için Daima cephede Savaşmak İçin Aralarına katılmak istemiştir. Bu Yaşanan Savaşta Bu 5 Savaşaçının Neler Yapacağıklarını Büyük Bir Heyacanla Beklemekteyiz.



  • AltıGen Hediye Paketi

    Forum Kullanıcı Adı : Yaq1Sigara
    Bıçağımı çevirerek taklalar atmayı severim. Üflemekten de keyif aldığımı söyleyebilirim. Ama yere düşmekten hiç hoşlanmam. Oldum olası uzun krem rengi saçlarım vardır ve kız kardeşimin aksine saçlarımı hep bağlarım. Henüz leveli 17'sinde bir ninjaydım. Babam her akşam yemekte bize o gün masmavi kılıcıyla kestiği slotlardan bahseder, kimi zamansa lonca arkadaşlarıyla bozuştuğundan hiç sesi soluğu çıkmaz odasına çekilirdi. Bazen keyifli olduğunda anneme bugün çok ateşli göründüğünden bahseder annemse iyice kızarır gülümserdi. Kız kardeşim ve ben köyün şişko amcası Octavio'nun yemeklerine bayılırdık. Kardeşim 5 leveline bastığı gün köyümüzdeki mutluluğu hiç unutamam. Köyde herkesi masmavi koruma kalkanlarıyla donata donata dolaşıyordu. :) Evet o kötü güne gelmeliyim sanırım artık, kocaman bir ejderhaydı mutlu köyümüze gelen masvami gözlerinden anneminkinden bile güçlü alevler çıkartan bir ejderha... Önce annemi aldı bizden sonra da babamı, kız kardeşim ve ben uyandığımızda her şey değişmişti. Şehirlere kötü canavarlar, lanet saçan metinler hakimdi. Bizler birlik olup güçlendik. Kardeşim annem gibi ateşler saçan bir adamla evlendi. Artık aralarında ki yüzükler uzaklaşmalarına pek imkan vermesede yalnız kalabildiğimiz anlarda oyunumuzu hep oynardık. Oyunumuzdan bahsetmedim size değil mi? Benim hatam. Oysa ki en başından bahsetmiş olmalıydım... Altıgen Hediye Paketi... Annemin bize armağanıydı bu paket. Kimin elindeyse onun dediği yapılırdı. Ejderhayı yenip köylerimize rahatı getirende bu paketti. Sohanı bilirsiniz buzzz gibi bir havası var. Orada dolaşırken kız kardeşim ''Ben çok üşüdüm. Keşke annem olsaydı ve ateşiyle bizi ısıtsaydı.'' dedi. Kardeşimi, arkadaşım olan balıkçının yanına götürdüm. Sağ olsun bize bir kamp ateşi yaktı. Isındık ısınmasına ama içimizi asıl yakan özlemdi ve onu bizden alana duyduğumuz nefret... Kardeşim hediye paketini bana verdi ve ne istediğini söylemesine gerek bile kalmadan ben Altıgen'i ve birkaç arkadaşımı alıp yola çıktım. Uzun bir yoldu. Yeşil bir vadiden, karanlık Sürgün Mağarası'ndan geçtik. Mağaranın, en gizli köşesinde bulduk onu. Bizden güçlüydü ve ben grubun içindeki en küçükleriydim. Çlmek üzereydim ve tam da o an envanterimdeki Altıgen Paketi'ni farkettim. Hemen paketi açtım. Annem, içine bir pot koymuş. Eminim bir gün bu kadar işe yarayabileceğini o bile düşünmemiştir. Sonunda ne mi oldu? Tabii ki bir tane pot koca ejderhaya karşı canımı dolduramadı ve ben öldüm. Ama ölmeden son kez üfledim ejderhaya. Arkadaşlarım devam etti. öldürdüler. Köyümüz artık huzurlu ve her tehlike saçabilecek ejderhayı kesicek ordularımız vardı. Ben, annem ve babamla beraber kız kardeşimin pırıl pırıl parlayan bir Şaman olduğu bu günde O, bizi göremese de onu uzaktan izleyerek mutlu oluyorum.



  • Forum Kullanıcı Nick : Abu/İremsu
    Rivayete göre Ejderha Tanrısının gücü ile büyük bir deprem sonucunda dünya üçe bölündü ve her bir parçaya bir isim verildi. Shinsoo-Chunjo-Jinno olmak üzere üç bölge bulunmaktaydı ve her bölgenin kendine has renkli bayrakları vardı. Bu bölgelerde zamanla doğum oranları çoğaldıkça kasabalar, köyler kuruldu. Yerleşik hayata geçildikten sonra sulak alanlarda tarım yapıldı. Büyüyen köye artık tarım yetmediği için av malzemelerinin yapımında mesleklerde ortaya çıktı. Hayvanlar ve av malzemeleri ile yeni yerleri keşfetmeyi denediler. ''Arayan mevlasını da bulur belasını da...'' dedikleri gibi bu arayış beraberinde büyük bir sorunu ortaya çıkardı. Artık farklı köylerinde bu hayatta olduğunu biliyorlardı ve büyüyen köyü doyurmak için sömürge girişimleri başlamıştı. Bilge Soon'un da dediği gibi ''İnsanlara dünyaları versen de durmadan istemeye devam ederler.'' Bu yüzden her krallık artık kendi bölgelerinde duramıyor diğer iki bölgenin topraklarına işgallerde bulunuyor. Bir krallıktan diğer krallığa gitmek güç olduğu için atlı birlikler ve loncalar oluşturuldu. Her krallık, hem diğer krallıklar ile hem de büyük depremden sonra gelen lanetli canavarlar ile savaşarak hayatlarına devam etmekteydiler. Gel zaman git zaman asırlarca süren bu yaşam ve savaşa o kadar zaman geçmesine rağmen dur denilemedi. Savaşçılar, Ninjalar, Suralar, Lycanlar daima savaşmayı ve yok etmeyi benimsediler. Krallıkların prensesler gibi güzel ve bir o kadar da duygusal hatta ve hatta özel yetenekleri olan Şamanları da vardı. Şamanlar savaşmaktan çok savaşçı özelliği olan bu karakterlere karşı hayranlıkları ve duygusal oldukları için sürekli işgaller sırasında her bir savaşçının yanında bir Şaman bulunmaktaydı. Şamanların özel yetenekleri sayesinde düşmanlarını kolayca yeniyor yeni yerler, yeni malzemeler bulunuyordu. Demokrasinin ve adaletin olmadığı bu dünyanın temel kanunu: ''Savaş ortamında senin ya da benim yoktur. Senden güçlü birisi gelip elindekini alıncaya kadar o şey senindir.'' sözü ile bilinmekteydi. Artık köylerden, kasabalardan çıkılmış şehirleşen kentleşen bir devlet haline gelinmişti. Krallıklarda kendi bölgelerinde ateşkesin olduğu alanlar belirtilmiş ve bu alanlara gelen yabancı krallıklara karışılmama kararı alınmıştır. Bu alanın dışına çıkan ise ölümü göze almış demektir. ''Ticaret'' artık sadece kendi köylerinde değil, farklı köylerden tüccarların ziyareti ile de sağlanıyordu. Atlar ile uzun süren bu yolculuğu kısaltmak için köprüler inşaa edildi. Ulaşımda kolaylaştıkça köy ziyaretleri yoğunlaştı. Farklı kültürler birbirlerini tanıdı. Eee ne demişler: ''Üzüm üzüme baka baka kararır.'' Asırlarca süren bu savaşı dindiren şeyin aslında ne kadar ufak olduğunu fakat küçüklerinde büyük işler başardığını görmüş olduk.