Kış'ın Yükselişi

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • XXI.Bölüm

      Kaer Elnisle konuştukça onun iyi biri olduğunu farketti. "Diğer değer sahipleri de böyleyse anlaşmamız kolay olur." Elnis Kaer'e düşüncelerinin nasıl okunmasını engelleneceğini öğretmişti. Ona da Muhafız Keys'in öğrettiğini söylemişti. Kaer kızla her göz göze geldiğinde istemsiz bir şekilde yanakları kızarıyordu. Aynı şekilde Elnis'in de yanaklarının ara ara kızardığını görüyordu. Kaer gökyüzüne baktığında ağaçların yapraklarının kahverengi, turuncu ve siyah renklere dönüştüğünü farketti. "Akşam olmuş olmalı." Acıktığını farketti ve kulübenin içine girip yiyecek bir şeyler aramaya koyuldu. Elniste onunla beraber kulübeye girip kapının hemen sağ çaprazında ki dolapları araştırmaya başladı. Kaer'in baktığı kadarıyla hiçbir şey yoktu. Ateşi yeniden yakmak istedi. Kulübe soğumuştu. O ateşi yakarken biraz sonra Elnis elinde kuru et ve bir kaç bitkiyle yanına geldi. Elnis kulübenin dışından bir kaç tane ince dal toplamıştı. Bitkiler ve kuru eti sırasıyla dallara geçirmeye başladı ve cebinden çıkardığı bir kaç şişeyle üzerlerine tozlar serpti.
      - Pişirdikten hemen sonra yersen ağzına kum tadı gelebilir ama bir saate yakın beklediğinde tozlar hem sıcak kalmasını hem de lezzet katmasını sağlar.
      Kaer şişelere dikkatli bakınca üzerlerinde Mikarro'nun dükkanında gördüğü bazı tanıdık şişeleri gördü.
      - Eskiden sokaklarda bunları satarak geçimimi sağlardım. Tabi çoğu zaman aç kalırdım ama en azından bir kaç gelen toplayıp yemek hapları almaya yetecek kadar para biriktirebiliyordum.
      Kaer Elnis'e kıyasla daha iyi bir hayat yaşıyordu denilebilirdi. Yemekleri çoğu zaman Mikarro yapıyordu. Sanırım bu ona annesinden kalma bir mirastı. Kendi atölyesi vardı ve geçimini gayet iyi sağlıyordu. Pek profesyonel olmasa da annesi yaşadığı zamanlarda bir ustanın yanında demircilik eğitimi alıyordu. Tabi bunlar eskidendi.
      Elnis tüm et ve bitkileri dallara geçirmişti. Hepsini Kaer'in hazırladığı ateşe düzgün bir şekilde yerleştirdi ve ayağa kalkıp yatağın yanında ki dolaptan ince bir örtü aldı. Az sonra Kaer'in karşısına oturdu ve sessizliğe gömüldü.
      Kaer sessizliğin bu güzel gece de sıkıcı olduğunu düşündü ve biraz Elnis'i tanımanın kötü olmayacağını düşündü.
      + Su değerinin tarihini biliyor musun Elnis?
      Kafasını hayır anlamında iki yana salladı.
      + Usta Zelen'in evindeyken daha doğrusu dükkanındayken çeşit çeşit kitap görmüştüm. Bunlardan biri ateş değerinin tarihçesini anlatıyordu.
      Elnis meraklanmışa benziyordu. Biraz daha Kaer'e doğru yakınlaşarak tüm dikkatini ona verdi.
      + Değerde tarihler vardı. Sanırım "Y.Y.S." gibi bir şey yazıyordu tam olarak bilmiyorum senin herhangi bir fikrin var mı?
      Elnis biraz düşündü.
      - Keys buraya geldikten bir kaç gün sonra bana kitaplar vermişti okumam için tabi önce okuma yazma öğrenmem gerekiyordu. Beraber okuduğumuzda tüm kavramları bana açıklıyordu. Sanırım onun tam anlamı "Yaz'ın Yükselişinden Sonra."
      Kaer okuduklarının hepsini hatırlayamıyordu ama en azından kafasında bir şeyler belirmeye başlamıştı.
      + Herneyse, tarihçeyi okuduğumda bir kehanetten daha bahsedildiğini okudum. İkimiz de şuan ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ateş Değeri Ustası diğer beş değer sahibine bir konu da başvurmuş ama yeterli kanıt olmadığı için reddedilmiş. Bunun üzerine tüm hayatını buna adamış ancak yine pek bir şey bulamamış. Bunun üzerine çocuğu çalışmaları devralmış. Yazılanlara göre bir şey bulmuş ancak kitap bunu yazmamış. Bunun üzerine tekrar konseye başvurmuş ve bu sefer diğer iki değer sahibi toprak ve hava kabul etmiş. Su değerinin sahibi ölünce çocuğu da bu öneriyi kabul etmiş yada kabul ettirilmiş pek bir bilgim yok ama hiçlik değerinin sahibi buna izin vermemiş ve ateş değerinin sahibini öldürmüş. Bu da değer savaşlarına neden olmuş. Kitabı buraya kadar okuyabildim.
      - Sunduğu öneri ne peki?
      + Onu maalesef okuduğum kadarıyla kitapta belirtmemişler ancak hiçlik ve su değerlerinin ilk sahipleri reddettiğine göre onları büyük ölçüde ilgilendiren bir şey olmalı.
      - Sanırım.
      Kaer onlar konuşurken yemeklerinin neredeyse yanacağını gördü ve hemen onları ateşten aldı. Aldığı gibi hiçbir şey hissetmeden Elnis'in getirdiği geniş tabağa koydu. Elnis kalan diğer dalı almak isteyince eli yandı ve acıyla irkildi. Kaer Elnis'in eline baktığında yanık izlerinin parmaklarında hemen belirdiğini gördü. Kendi ellerine bakınca ise yıpranmış avuç içlerinden başka bir şey göremedi.
      + Bu daha önce olmamıştı.
      - Gayet normal Kaer sen ateş değeri sahibisin.
      Kaer başını hayır anlamında sallıyordu.
      + Hayır Elnis anlamıyorsun. Daha önce de ateşe temas etmiştim hem de değer bendeyken ancak her yerim yanıklarla dolmuştu.
      Kıyafetini çıkarttı ve göğüsünde, kolunda ve sırtında ki büyük küçük yanıkları gösterdi.
      + Daha önce yanmıştım ancak şimdi yanmadım.
      Elnis gülümsedi ve bilgi dolu gözlerle Kaer'e baktı.
      - Gelişiyorsun Ateşin Oğlu. Gelişiyorsun.
      Onlar göremese de Kutsal Değerler Bölgesi'nin dışında usulca yağan kar taneleri şiddetlenerek bir fırtınaya dönüşüyordu.



      + Onu en son ne zaman gördün?
      - Geçen gün palaların fiyatını sormuştu onun dışında daha görmedim.
      Çocuk korku dolu gözlerle yüzü gayet ciddi olan Mikarro'ya bakıyordu.
      + Peki kapıdan çıktığında? İlla ki bir şeyler görmüş olmalısın!
      Çocuk defalarca bir şey görmediğini söylemesine rağmen Mikarro hala diretiyordu.
      - Yeter Mikarro belli ki çocuk bir şey bilmiyor başka bir yeri araştıralım.
      Mikarro Karn'ın doğru söylediğini düşündü ve dükkanın kapısını araştırmaya başladı. Tahtaları çürümüş olan dükkan kapısı her hareket ettiğinde gıcırdıyordu. Mikarro kapıyı daha iyi incelemek için zemine yattı ve girişin köşelerini incelemeye başladı. Görünürde bir şey yoktu. Ellerini çürümüş tahtalarda gezdirdi ve bir sertlik hissetti. Bu tarafında bir şey göremediği için kapının dışına çıktı ve bu sefer sol elinde ki parmağını içeride tutarken Karndan kapıyı tutmasını istedi. Karn kapıyı sonuna kadar içeri doğru açınca sağ elinde ki işaret parmağıyla sol elinde ki parmağın olduğu yeri denk getirmeye çalıştı. Tam yerleştirdiğinde daha sert bir cisim hissetti ve kullandığı bir büyüyle cismi tahtalardan çıkartıp elinde belirmesini sağladı. Elini açtığında avucunda turkuaz renginde çok küçük taşlar buldu. "Biliyordum." Hızlı bir şekilde kapının diğer tarafında ki taşları çıkarttı ve beyaz taşı kullanıp yerlerini tespit etmeye koyuldu. "Tan-hu bana yerlerini göster." Taş kör edici derecede ışıldadıktan sonra aniden söndü ve Mikarro'nun önünde imgeler belirmeye başladı. İmgelere baktığında altısınında her bir değerle ilgili olduğunu gördü. En son ortalarında tepeye benzer bir imge belirdi ve hepsine çizgilerle bağlanarak tepeye benzeyen imge rengarenk olmaya başladı. Mikarro hızlı bir şekilde büyüyü sonlandırıp şehirden ayrılmak için yola koyuldu.
    • XXII.Bölüm

      Kaer uyandığında sabah olduğunu farketti ve soğuk zeminde yüzüstü yatıyordu. Kafasını kaldırıp yüzüne yapışmış kirleri temizleyince merdivenlerin önünde duran arkasında koskocaman bir heykel bulunan kendine Muhafız Keys denen adamı gördü.
      - Akşama uyanırsın diye düşünmüştüm?
      Kaer gökyüzüne baktığında ağaçların dallarından ve yapraklarından başka bir şey göremedi. Gökyüzünü görememek onu sıkıyordu.
      - Neyse bu seferlik affediyorum. Bundan sonra her çanlar çalındığında burada beni beklemeni istiyorum.
      Kaer artık bu durumdan sıkılmıştı.
      + Beni buraya bir köpek gibi kapattığınızın farkında mısınız? Kardeşim nerede Karn nerede beni burada neden tutuyorsunuz?
      Kaer adamdan cevap gelmediğini görünce yanından uzaklaşmak için hareketlendi ancak arkasını dönüp gitmeye yeltendiği gibi kendini yere mıhlanmış bir şekilde buldu. Keys şimdi taş zeminin içinden sarmaşıklar çıkarmış sivri uçlarını Kaer'e doğru ilerletiyordu.
      - Kendine gel Ateşin Oğlu. Senin bir vazifen var ve bunu layığıyla yapıcaksın. İstesen de istemesen de.
      Kaer canının yandığını farketti sanki giderek küçülüyordu.
      - İstersem seni şimdi burada sarmaşıklar bedenini sarmalarken acı içinde öldürebilirim. Ancak bana lazımsın, bize lazımsın, tüm evrene lazımsın.
      Kaer biraz sonra mıhlandığı yerden kurtuldu ve ayağa kalktı.
      + Benden ne istiyorsun?
      Keys merdivenlerden inip Kaer'e doğru ilerlemeye başladı.
      - Bunu gayet iyi biliyorsun Ateşin Oğlu.
      Keys Kaer'in önüne geldi ve biraz eğilerek Kaer'e baktı.
      - Çalışmalara bir an önce başlamalıyız birazdan Ki-Sangu gelecek. Kılıç eğitimine onunla başlayacaksın.
      Kaer şaşırmıştı daha önce hiç kılıç kullanmamıştı.
      - Şaşırmana gerek yok hiç kılıç kullanmamış biri bile Ki-Sangu ile kısa sürede eğitimini tamamlayabilir.
      Keys arkasını dönüp basamaklardan çıkarken Kaer düşünceleri nasıl okuduğunu düşünüyordu.



      Mikarro çoktan Zaleksiz'in Hava bölgesinden çıkmış Tarafsız Bölge'ye doğru ilerlemeye başlamıştı. Karn hızına yetişemiyordu ama önemli değildi. Mikarro dörtnala koşarken az ileride Zelen Usta'nın çok sayıda muhafızla onu beklediğini gördü. Üstelik bunlar kraliyet muhafızlarıydı. Mikarro atını durdurmak zorunda kaldı ve şüphe dolu gözlerle Zelen'e bakmaya başladı. Mikarro Zelen Usta'nın yakınına geldiğinde Zelen Usta konuşmaya başladı.
      - Mikarro tanrılar aşkına lütfen dur artık. Takımca hareket etmediğimiz sürece bir şey başaramayız.
      Karn sonunda Mikarro'ya yetişmişti lakin atını durdurmakta biraz zorlandı.
      - Bizimle gel ve bir plan yapıp öyle karar verelim.
      Mikarro Zelen'in kaybedildiğini farketti.
      + Kraliyet muhafızlarıyla iş birliği ha? Hem de Zelaksiz de. Usta senden bunu beklemezdim.
      Zelen Mikarro'ya doğru ilerlemeye başladı.
      - Beni dinle Mikarro lütfen biraz mantıklı düşün.
      + Neyi düşüneceğim usta? Kış yükseliyor bunlara zaman yok. Çekil yolumdan ve bir daha karşıma çıkma.
      Zelen gözlerini kapattı ve biraz sonra gözlerini açtığında sanki Mikarroya acıyor gibi bakıyordu.
      - Özür dilerim Mikarro. Bunu gerçekten yapmak istemiyordum. Lakin bana başka bir seçenek bırakmadın.
      Zelen Usta muhafızlara emir verdi ve tüm muhafızlar mızraklarını Mikarro'ya doğru doğrulttu.
      + Asıl ben özür dilerim usta. Bildiğim halde müdahale etmediğim için.
      Mikarro Karn'a işaret ettiği gibi Karn çekicini çıkardı.
      + Gen-ha bana karanlığı bahşet!
      Mikarro siyah taşı çıkarıp sözcükleri söylediği gibi taşı Karn'ın çekicine attı ve ardından sarı taşı kullandı. Selen-i bana ışığını bahşet. Sarı taşın ortaya yaydığı ışık kör edici bir ışıktı. Muhafızların hiçbiri ne olduğunu göremiyordu. Tabi bu da Karn için şenlik demekti. Mikarro yeşil taşı kullanırken Karn muhafızların içerisine girmiş çekicini kuvvetli bir şekilde savuruyordu.
      + Kun-sa bana yıldırımları bahşet!
      Kaer ellerinden çıkan yıldırımları bir kaç muhafıza gönderip onları etkisiz kıldığı gibi ona doğru gelen ellerinden mavi ışıklar saçan Zelen Usta'yı gördü. Zelen Usta oluşan kargaşa da büyülü sözcükleri söylerken Mikarro sesini duyamıyordu. Ancak son anda arkasından büyük bir kürenin geldiğini gördü. Mikarro hızlı bir şekilde beyaz taşı kullanıp hemen sağına ışınlandı. Zelen küreyi tekrar yolladığında Mikarro yıldırımlarla karşılık vermeyi düşündü ancak Zelen Usta onun için çok güçlüydü.
      - Bunu gerçekten yapmak istemiyorum. Mikarro vazgeç taşları bana ver ve yaşamana izin vereyim.
      Mikarro karşı koyamadığı güce dişlerini sıkarak ellerinden yıldırımlar yollayarak karşılık veriyordu ancak Zelen Usta'nın onu eğittiğini sürekli unutuyordu.
      - Bana başka bir şans bırakmadın.
      Zelen Usta tek eliyle Mikarro'yu zorlarken diğer eliyle cebinden mor ve siyah taşları çıkardı.
      - Hiçliğin adına. Sahibimin adına. Bana hiçliğin gücünü bahşet efendim.
      Zelen Usta birden etrafında mor ve siyah ışıklar saçmaya başladı. Karın hizasında bir küre oluştu ve Zelen Usta'yla birleşti. Az sonra Zelen Usta gözlerinden siyah ışıklar saçmaya başladı. Mikarro mavi küreyle birleşen mor ve karanlık güce karşı koyamadı ve şiddetli bir şekilde geriye doğru fırladı.
      Kalktığında Zelen'in Karn'a doğru ilerlediğini farketti. Konuşmak istiyordu ama yapamıyordu. Sanki güç tüm bedenini ele geçirmişti. Karn yirmiyi aşkın muhafızı yendikten sonra ona doğru ilerleyen Zelen Usta'yı gördü.
      "Kaç seni aptal sakın yapma kaç." Mikarro Karn'ın Zelen'e saldırırsa ne olacağını gayet iyi biliyordu. Daha önce Kaer'e kırmızı taşla yaklaştığında neler olduğunu çok iyi hatırlıyordu. Karn Mikarro'yu duymuş olacak ki Zelen'i gördüğü gibi Mikarro'nun yanına doğru ilerlemeye başladı. Havada süzülen Zelen Usta buna fırsat vermemek için ellerinden ışık saçan kırbaçlar gönderirken Karn çekiciyle saldırıları savuşturuyordu. Mikarro'nun yanına geldiğinde Mikarro elini Karn'ın omzuna koymaya çalıştı. Karn Mikarro'ya baktı ve başını hayır anlamında salladı. Mikarro Karn'ın ölmesini istemiyordu. Eğer bunu yaparsa beyaz taşın uzun süre kullanılmayacağını bile bile Karn'ı söylediği sözcüklerle güvenli bir yere ışınladı.
      Karn'ın gitmesiyle Zelen'in onu boğazından tutup kaldırması bir oldu.
      - Lanet olsun sana ne olmuşsun be sen!
      Zar zor nefes alıyordu taşları kullanmak istiyordu ancak buna bile fırsat vermiyordu.
      Mikarro Zelen'in ya da artık neyse onun gözlerine baktığında eski Zelen'i aramaya çalışıyordu ama ondan eser yoktu. Gözlerini aşağa kaydırıp Zelen'in boğazını tutan elini gördüğünde kapkara olduğunu gördü. Bir süre sonra artık nefes almıyordu cansız bedeni Zelen'in onu yol kenarında bulunan çalılığa savurduğu gibi hiçliğe katılmaya hazırlanıyordu.
    • XXIII.Bölüm

      "Bir iki ü.." Onu yine yenmişti. Kaer ne yaparsa yapsın Ki-Sangu'yu alt edemiyordu. Yaklaşık üç gündür Alıştırma Tapınağı denilen bu yerde durmaksızın çalışıyorlardı. Adamı bir kere bile yenememişti.
      - Hadi yeniden. Hazır. Başla.
      Kaer bu sefer savunma yapmaya karar verdi. Genellikle Ki-Sangu savunma yapıyordu ama Kaer bu sefer farklı bir şey denemeye karar verdi. Ki-Sangu saldıraya geçtiği gibi Kaer'in kendini tahta kılıcın bacağına sonra da sırtına verdiği acıyla kendini yerde bulması bir oldu.
      - Daha bu aşamaya geçmedik. Bir daha böyle bir şey yaparsan bir tapınak koşusu daha yaparsın.
      Kaer bu koşu denilen şeyi hiç sevmemişti. Zaten tapınak yeterince büyüktü bir de koşulduğunda ölse daha iyiydi.
      - Kalk yeniden.
      Kaer bu sefer kolunu hedef aldı ama Ki-Sangu bu hamleyi karşıladı. Ardından sol bacağına saldıracak gibi olup aldatmak istedi ama sonucunda sol tarafından karnına bir kılıç darbesi yedi.
      - Beni aldatamazsın Ghum.
      "Ghum" diye düşündü. Saçmalıktan başka bir şey değil öğrenci desen tarzın sarsılacak sanki.
      - Fazla düşünme. Savaşta da fazla düşünürsen kelleni akbabaların midesinde bulursun.
      Kaer bu sefer farklı bir yol izlemeyi düşündü ve uygulamaya geçti. Amatör biri gibi ilk omzunu hedef alıp Ki-Sangu'nun nereden saldıracağını bildiği için saldırdığı anda hamlesini karşıladı. Ardından seri bir şekilde kılıcını diklemesine karnına doğru ilerletti. Ki-Sangu hamleyi engellemek için kılıcı indirince Kaer çok hızlı bir şekilde bacaklarından birine tekme atıp Ki-Sangu'ya diz çöktürttü. Ki savunma için kılıcını sol tarafa çevirdiğinde Kaer adımlarını hızlandırıp sağ tarafını geçti ve bir açık yakaladı. "İşte şimdi tam zamanı." Kaer kılıcı savuracağı gibi birden içini bir sıkıntı kapladı. Kılıcı bırakıp diz çöktü. Ki hamleyi farkettiği gibi arkasını dönse de Kaer'in yerde diz çökmüş oturduğunu gördü. Kaer'i sarsmaya başlamıştı ama Kaer tepki vermiyordu.

      - Kaer kendine gel. Heey!
      Kaer içini kaplayan sıkıntıyla dolmuştu sanki. Boynunda ki değer ışıklar saçıyordu kırmızı, turuncu ve siyah ışıklar. Ellerini iki yana açtığı gibi boynunda ki değer bir güç patlaması yaşadı ve havaya doğru güçlü bir ışın yolladı. Kaer bu bitmek bilmeyen güç patlamasından kurtulamıyordu. Olaylar o kadar ani gerçekleşmişti ki hiçbir şey kendi iradesi altında gerçekleşmiyordu. Biraz sonra hafiften bu güç bedenini terketti ve yüzüstü yere düştüğünde ilk defa taşın boynuna bir sıcaklık yaymadığını farketti. Boynuna baktı taş giderek sönüyordu. Ki-Sangu ise ağaç dallarının eriyerek Kaer'in açtığı yarığa bakıyordu.
      - Lanet olsun!



      Shinu buraya geleli çok uzun zaman olmuştu. Hala kimseden bir haber yoktu. Zaleksiz Krallığının en kuzeyinde bulunan daha ismini bile bilmediği tapınakta arkadaşları Dun ve Kun'la günlerini boş boş geçiriyordu. Sun'un ölümüne tam olarak alışamadıkları gibi bu sıkıcı yerde artık bir şey yapmak istiyordu Shinu. Kun akşam yemeği için Shinu'yu çağırmıştı. Ancak yine her zaman ki gibi dağ böğürtleni ve gakın otundan başka bir şey yoktu. Her gün bunları yemekten fenalık gelmişti midesi yakında kendisini sindirecekti. Bu sefer Kun böğürtleni ezmiş otu da arasına katıp lapa yapmıştı.
      - Üzgünüm buzlar erimediği için su getiremedim. Belki yarın erir.
      "Bir de bu eksikti." İçine işleyen soğuk yetmiyormuş gibi bir de su meselesi vardı. Bazen günlerce su içemiyorlardı. Mikarro'nun neden onları buraya gönderdiği hakkında hiçbir fikri yoktu. Aşırı derecede soğuk, yemek ve su olmayan bir yerde ne bulmayı umabilirdi ki. Biraz sonra sakinleşti ve mantıklı düşünmeye başladı. Elbette güvenlikleri. Hiçlik onları bulduğu anda tüm planları alt üst olurdu. Kaer ve Mikarro bilmese de -söylemeyi de düşünmüyordu açıkçası- asla onlara değer yok edicisi olduğunu söylemeyecekti. Kendisi bile bundan emin değildi. Böyle bir görev onun için çok fazlaydı. Fırsat eline geçmişti o gün Kaer'in bulunduğu odada hançerine sürdüğü zehirle değeri yok edebilirdi ama yapmamıştı. Hayır o bu görev için uygundu. Bu kadar içlerine sızmışken asla vazgeçemezdi. Ateş Değerinden sonra sıra Hiçliğe gelecekti ve sonra da bulunamayan diğer değerlere. Kararsızlığa düşmenin zamanı değildi. Babası onun bu görev için tek ve yegane kişi olduğunu söylemişti ama haklı mıydı? Rüzgar değerini yok ettiği söyleniyordu babasının ama bu kesin bir doğruluk değildi. Mensup olduğu tarikat Kırıcılar babasına Rüzgarkıran lakabını uygun görmüştü. Peki Shinu Ateşkıran olabilecek miydi? Buna pek emin değildi. Bu görevi o değilde kardeşi ya da başka birisinin almasını istemişti, hem ailenin en büyüğü o değildi. Fakat Kırıcı Rahip görülerinde onun Ateş Değerini yok ettiğini ve sahibinin kalbine hançeri sapladığını gördüğünü söylemişti. Bununla da kalmamış diğer tüm değerleri de onun ortadan kaldırdığını kesin ve emin bir şekilde izah etmişti. Hatta bunlar gerçekleşmezse onu istedikleri şekilde öldürebileceklerini de söylemişti. Peki Kaer'i öldüremezse zaten onların sonu olmaz mıydı? Belki olmazdı. Shinu kesin ölürdü ancak belki çok ufak bir ihtimalle halkı sağ kalırdı. Herkesten saklanan Aenyum Krallığının Sonbahar Bölgesindeki Minova Kasabası belki sağ kalırdı. Dışarıya oldukça yoksul bir kasaba olarak gözükse de gelecekte iki krallığında hükümdarları olacaklarını düşünüyorlardı. Kulağa oldukça saçma gelen bu fikir nedense Shinu'yu kendine çekiyordu. Belki de Kırıcılar'ın soyundan geldiğindendir. Ama bu Shinu'nun olmak istediği kişi değildi. İlk gördüğünde Kaer'e nefret beslemiş olsa da onu tanıdığı bu kısa süre zarfında onun gayet iyi ve arkadaş canlısı birisi olduğunu farketmişti. Ama hayır olamazdı. Eğer o ortadan kaldırılmazsa yeni bir Değer Savaşı meydana gelebilirdi. Buna izin veremezdi. Babası ona güveniyordu, ailesi ona güveniyordu, tarikatı ona güveniyordu. Düşüncelerin onu bu ortamdan uzaklaştırdığını farketmemişti. Dun ve Kun yemeklerini bitirmiş sofrayı toplarken Shinu'nun lapası soğumuş bir şekilde önünde bekliyordu. Aç olmadığını farkedip Kun'a yemeğini almasını söyledi ve biraz daha soğuğa teslim olmak için tapınaktan dışarı çıktı. Aenyum Krallığında buraya göre hava daha iyiydi. Orada kar bu kadar şiddetli değildi. Kar tanelerinin yarattığı mükemmeliyet adeta insana huzur veriyordu. Fakat burada adını sanını bilmediği bu garip tapınakta kar adeta yüzünü dövüyordu. Dışarı çıkmanın kötü bir fikir olduğunu farketti ve içeri girmek istediği gibi biraz ilerde basamaklarda yatan kardan neredeyse görünmez olmuş olan bir şey gördü. Hançerlerini belindeki kınından çıkardığı gibi dikkatli bir şekilde yerde yatan şeye doğru ilerlemeye başladı. Bir süre sonra bu şeyin bir insana benzediğini farketti ve adımlarını hızlandırarak ilerlemeye başladı. Her yeri karla örtülmüş olan adamın ya da kadının görünüşe bakılırsa buraya nasıl geldiği belli değildi. Uzun süredir burada olduğunu sanmıyordu Shinu. Çünkü bir kaç saattir burada olsaydı çoktan karın altında kalmış ve üstüne basıyor olurdu. Eğilip yüzünü çevirdiğinde şaşkınlığının yüzüne vurduğunu farketti. Yerde yatan kişi Kaer'in arkadaşı Karndı ve ellerinden beyaz bir ışık geliyordu. Bu fırtınada ışık fazla göz almasa da en azından farkediliyordu. Ellerini açıp baktığında beyaz taşın elinde parıldadığını gördü. Uzun zaman önce babasının ona söyledikleri geldi aklına. "Bir değer sahibini öldürmek istiyorsan önce taşıyıcılardan başlamalısın bu kişiler hayatını değer sahiplerini korumaya adar. Hele ki taşıyıcıların rengarenk taşları en kötüleridir. Onları mutlaka yok etmelisin yoksa değer kadar olmasa da çok büyük etki yaratırlar." Shinu'nun içinden taşı alıp Karn'ı orada bırakmak gelse de bunu yapmadı çünkü o babası değildi çünkü o kendini bir Kırıcı olarak görmüyordu. O Shinu'ydu ve öyle kalmak gibi bir niyeti vardı. Karn'a kolunu atıp tapınağa doğru sürüklemeye başlayınca onu gören Dun ve Kun yardımına koştu. Şimdi herkesin merak ettiği bir şey vardı. Karn'ın burada ne işi vardı.


      Not: Öncelikle herkese merhaba. Pek sık hikaye paylaşmadığımın farkındayım lakin daha iyi ve daha anlaşılabilir bir anlatım olması için çabalıyorum. Noktalama yanlışlarım yazım hatalarım varsa affola. Ayrıca bir sonraki bölümde sözlük tarzı bir şey ister misiniz? Hikayede bir çok farklı kelime ve terim geçiyor eğer istiyorsanız duvarıma ya da buraya yazabilirsiniz iyi forumlar dilerim ^^